Gönderen: elbisemiseviyorum | Ocak 5, 2011

Bu blog gelinliğim için

Evet, bu blog çok severek aldığım düğün elbisem yani gelinliğim için. Düğün elbisem diyorum, çünkü gelinlik olarak tasarlanmamış. Ama Metin’le olan ilişkimi, benim tarzımı ve bakış açımı öylesine güzel anlatan bir elbise ki, onu ancak ve ancak düğünümde giyinebilirim.
Bundan sadece birkaç ay önce Metin’in bana evlilik teklif edişi hayatımda yepyeni bir dönem açmıştı. Derken, gündeme meşhur gelinlik konusu geldi. Moda delisi bir kız olarak ben acaba düğünümde nasıl bir gelinlik giyecektim. Tam da, uluslar arası iş trafiğinin orta yerinde, hangi arada bir derede gelinlik bakacak, diktirecek, uğraşacaktım.
Bir gece aklıma, annemin gelinliği geldi…. Çocukken annemin gelin olduğu resimlere bakıp o kadar çok hayal kurmuştum ki, belki de bu yüzden gelinlik deyince aklıma hep annemin o muhteşem gelinliği gelir. Gelinliğin muhteşem olduğunu biliyoruz da, annem kadar muhteşem midir, o tartışılır tabi….Kalktım, bir de bugünkü aklımla annemin resimlerine baktım: Evet! Kesinlikle giyebilirim!
Kızlar, konu kapanmıştır, dedim! Annemin gelinliğini giyiyorum! Annem kadar güzel bir gelin olamayacağım ortada bile olsa, ne derler bilirsiniz: Armut dibine düşermişJ Dibine düşmese de civara düşse, o bile bişeydirJ
Ta ki, iş için gittiğim Cannes’da Eva Longoria’nın giydiği Emilio Pucci’yi görene kadar. İlk görüşte aşka inanmayan ben, bir kez daha ilk görüşte aşık oldum. Demek ki neymiş: Never say never! …..

Metin’i ilk gördüğüm anda hissettiğim şeyi hissettim: Adı aşktı….Shakespeare’in soneleri gibiydi: ve birden bire kanatlanıyorum, bir tarla kuşu gibi, mest, içim aydınlıkla doluyor, yükseliyorum yükseliyorum, ……anlatılmaz bir şeydi….

Otel odama geri döndüğümde, içimden ağlamak geliyordu…Çünkü, gelinliğe çok benzeyen o elbiseyi ilk gördüğüm anda, annemin gelinliğinin bana, asla anneme yakıştığı gibi yakışmayacağını anlamıştım. Herkesin hayalinde kendine en çok yakışacağını bildiği bir gelinlik vardır. İşte benimkisi bu gelinlikti, annemin giydiği değil! Çok ama çok mutsuzdum. Eva Longoria’ya yalvarıp, gelinliğini bana satmasını isteyemezdim…Emilio Pucci’den de isteyemeyeceğime göre! Annemin gelinliğini giyecektim:( Annemin gelinliği de artık gözüme öylesine sıradan gözükmeye başlamıştı ki. …
İki ay kadar, Emilio Pucci ile irtibat kurmaya çalıştım, sonuç olumsuzdu….Hayatımın en güzel gününü, hayatımda en sevdiğim elbiseden ayrı geçirecek, herhangi bir gelin oluverecektim.
Derken, geçen hafta, London’da Sloane Street’te dolaşırken, elbise bir mağazanın vitrininde karşıma çıktı….Her baktığımda daha da güzel, daha da ulaşılamaz gibiydi….İçimde fırtınalar kopuyor, umutsuz yanım, hayır kızım, unut, giyemezsin, diyordu…..İlkönce, elbiseye uzun uzun baktım. Beni bu soğuk mankenin üzerinden al artık, der gibiydi…. Büyülenmiştim. Sonra, bunun taklit olduğunu düşündüm…Derken elbisenin hemen ayakucuna iliştirilmiş bir etiket gözüme çarptı: Emilio Pucci. Elbise, uyanık bir işadamı tarafından bir sosyal sorumluluk projesine fon sağlamak için bilfiil Emilio Pucci’den parasız alınmıştı: Şaka gibiydi. Başımı kaldırıp tekrar elbiseye baktım. Elbise bana göz kırptı

Benim ne kadar bağışsever birisi olduğumdan(!) bahsetmeme gerek yok herhalde.
Mağazadan içeri girerken, önce derin bir nefes aldım, sonra o elbiseyi hakedecek birisinin edasıyla bana yardım edecek birilerinin gelmesi için, çevremi asil ve mütebessüm gözlerle süzdüm. Elbise Tanrısı ağlarını örüyor olacak ki, Türk olduğunu düşündüğüm bir görevli yanıma kibarca yaklaştı. Tam da İngilizce olarak sorumu sorarken, kızın giysisinin üzerindeki LCW işlemesini gördüm:) Kesin Türktü. Elbisemin bulunduğu yere LCW markasının yaklaşması bile yasaklanmalıydıJ Satış görevlisi kızla uzun uzun Türkiye sohbeti yaptık. Ona, bu elbiseyi daha önce başkasının almak isteyip istemediğini sordum. Mağazadaki tek görevli o olmadığından bilmediğini söyledi, ama o mağazadayken, deneyen hiç olmamış. Rahat bir ohh, çektim:)
Yanımda taşıdığım kartın limiti elbiseye yetmedi! Derhal Metin’i aradım. O elbiseye olan aşkımı biliyordu. Para 4 saatte nakit olarak hesabıma geçti. O dört saat boyunca elbiseyi denemekten ve farklı duvak, çiçek, ayakkabı kombinleri ile hayal etmekten inanın hiç sıkılmadım. Elbisenin her detayı benim için tasarlanmış gibiydi…Üzerimden çıkaramıyordum.
Ve inanın bana, başkası alır korkusu ile, elbisemin yanından hiç mi hiç ayrılmadım.
Elbiseden bana doğru sıcak ve cömert bir koku yayılıyor gibiydi. Beni sarhoş ediyor, aklımı başımdan alıyordu.
Kasadaki görevli, elbiseyi ilk bakanın da ilk alanın da ben olduğumu söyledi. Şaka gibiydi:)
Sex and the City’deki o muhteşem giysilerden birçoğunu tasarlayan Emilio Pucci, bu kez bana çalışmıştı:) Hayatımın en renkli en güzel gününe de yakışsa yakışsa renklerin kralı Emilio Pucci’nin beyazı yakışırdı.
Elbisenin içindeyken mutluluğum yüzüme o kadar yansıyordu ki, Türk satış görevlisi, bu elbisenin beni olduğumdan da güzel gösterdiğini söyledi. Ben olsam, dedi, sırf bu gelinliği üzerimden çıkartmayayım diye, 40 gün 40 gece düğün yapardım. Doğru söze ne denir? Hemen Türk kıza yüklüce bir miktar bahşiş verdim. Kız öyle mutlu oldu ki, sahiden bir anda olduğundan daha da güzel görünmeye başladı:J
Her neyse, elbiseyi yani gelinliğimi aldım:) Hala inanamıyorum, içeride dolabımda duruyor:) Her giyip aynanın karşısına geçtiğimde, kendimi bin bir düşün orta yerinde görüyorum. Çevremde, tıpkı bu resimde olduğu gibi, doğa tanrıçası hora gibi giyinmiş nedimeler, hayranlıkla gelinliğimi taşımama yardım ediyorlar…

Yakın dostlarımın yüzü mutluluk ışığıyla dolu….
Ablam Jasime, gururlu ve vakur (Her zamanki gibi peh peh peh!)
Bu arada, ablamın düğünümde giyeceği elbiseyi aldık bile. Sürpriz olur, gösteremem derdim ama, kendi gelinliğimi gösteriyorken, Jasmine’inkine acır mıyım?
Bu arada, gelinliğime de Jasmine’in elbisesine de bakarken maşallah deyin, bak uğursuzluk falan olursa sizden bilirim ona göre ha!!!

Tabi düşlerimin hepsi dostlarla ilgili değil…Düşman çatlatan düşlerim de var:)Birini paylaşayım:) Ben üzerimde Emilio Pucci ve kolumda Metin ile Çırağan Palace’ın düğün geçidine girdiğimde, çok sevgili patronum adı bende kalsın, Prabal Gurung bir elbise ile, yüzünde zoraki bir gülümseme, yuvalarından uğramış gözlerini içeriye çekmeye çalışır biçimde bana bakıyor. Ona bakıp gülümsüyorum. İşte o an, Prabal Gurung’un üzerindeki bir dikiş, gürültüyle çatırdıyor. Derken bir diğer dikiş….Elbise infilak ediyor, içindeki patronum bir anda Miss Havishama dönüşüyor:) Zavallıcıııık!!!!

Uzun zamandır kendimi bu kadar mutlu hissetmemiştim….. Elbise tanrısı sizi de beni de korusun….


Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: